Muhterem Geyikli,
bu soruya vereceğim cevap hayır bizler DNA'larımızın bizlere oynadığı birer oyun değiliz olacaktır.
Her ne kadar savınız ilk etapta kafası bir miktar çalışan ve kendisine karşı dürüst olabilecek kadar az önyargılı olan birisine çok cezbedici gelecek olsa da, unutmamak gerekir ki şahsınızı bu soruyu sormaya iten düşüncelerin (ki bunlar tamamen en basit elektirik akım teorileriyle açıklanabilir) ortaya çıkması sizin salt olarak sinir ağıyla çevrelenmiş bir et yığını ve bu yığını ayakta tutan bir iskelet sisteminden oluşmanızdan ötürü kaynaklanmamaktadır. Siz de diğer tüm canlılar gibi ağırlıklı olarak karbon, oksijen ve hidrojen atomlarından oluşmuş bir organik kütlesiniz ve bu yapı taşlarının birleşimi mutlaka ki DNA'nıza tabiidir. Ancak diğer canlılar bu soruyu soramazken siz soruyorsanız ve tüm yaşam formlarıyla ortak paydanız DNA'nız ise bu oynanan oyunda başrolde DNA'nın olmadığını açıkça göstermektedir.
Evet, zamanı durdurup "sizi" ve "anlam" arayan bünyenizi dirim bilimsel olarak irdelemeye çalışırsak ulaşacağımız en alt katman hiç şüphesiz sizin de suçladığınız DNA'nız olacaktır. Ancak unutmamak gerekir ki gerek DNA'nız gerek ise sorgulayıcı bünyeniz, ilk canlının ortaya çıkması ile başlayan bir sürecin (ki bu argüman evrenin oluşma anından dahi başlatılabilir) hem maddesel hem de düşünsel bir karışımıdır. Bu varoluşsal kaygılarınız maalesef sadece sizin bir birey olarak aklınızı kurcalayan bir kavram olmasından öte, yaşamın başlangıcıyla şekillenmeye başlamış birikimsel bir sorgudur. Tabii ki de bu sürecin ürünü evrim geçiren DNA'nızdır. Amma velakin evrimin zamandan bağımsız olduğu ve buna paralel birçok sürecin daha DNA'mızı şekillendirdiğini unutmamak gerekir. İşte sorunuzun cevabı da burada bulunmaktadır. Her hâlükârda bu süreçlerden etkilenen hep DNA da olsa, eğer ortada bir oyun varsa bu oyunu oynayan bu süreçler ve bu süreçleri yönlediren etmenlerin ta kendisidir.
Malumunuz üzere canlılar zaman boyunca çift eşeyli olarak süregelmemişlerdir. Maalesef tarihte bir günün şartları tek eşeyli olmayı yetersiz kılmış ve bir kısım yaşam formunu kendi içlerinde farklılaşmaya zorlamıştır. Bu da günümüzde göreceli olarak daha gelişmiş olan birçok ölümlü türünün birden fazla cinsiyete sahip olmasına kadar ulaşmıştır. Maatteessüf insan dediğimiz ölümlüler nüfusu da bu şansız topluluğun son halkalarından biridir (şu anda yaşayan her canlı türünün evrim sürecinin son halkaları olduğu gözden kaçırılmamalı ve biraz önceki son halka tespitinin insan kuluna bir iltifat olmadığına dikkat edilmelidir). Cinselliğin ortaya çıkması evrime paralel bir sürecin başlamasına da yol açmıştır. Artık eşeylilerin DNA'sı çevre koşullarını memnun etmenin yanısıra artık karşı cinsi tavlayabilecek özelliklere de sahip olmalıdır. Sizin de bir insan olduğunuz göz önünde bulundurulsa, sorunuzun cevabını açıklayabilmek için insan DNA'sını ve onu bu soruyu sorma durumuna getiren süreçleri sorgulamamız gerektiği aşikardır. İnsan soyu erkek, kadın ve bunların birçok farklı türevi cinsiyetler halinde bünye bulurlar. Günümüze kadar birkaç istisna hariç yalnızca bir erkek ve bir kadının çiftleşmesi koşuluyla verimli döller üretilebilmiştir. Bu vaka her ne kadar basitmiş gibi gözükse de aslında hem karmaşık hem de meşakkatli bir süreçtir. İnsan ırkında da birçok yaşam biriminde olduğu gibi dişiler yani kadınlar çiftleşilecek olan erkeği seçegelmiştirler. Bu da erkekler arasında bir rekabeti doğurmuştur. Serbest piyasanın temellerini açıklayan herhangi bir kitapta da açıkça belirtildiği gibi rekabet yanında gelişmeyi ve müşteri memnuniyetinin artmasını getirmiştir. Bu cinsel sürecin suçsuz ve zavallı mahkumları erkekleri de hiçbir sorgulamaya vakit bulamadan kendilerini çok hızlı bir girdap içinde bulmuşlardır. Çok iyi bilinir ki girdaba giren her madde bir süre sonra momentum artışından dolayı girdaptan dışarı fırlar. İşte insan soyunun erkekleri de bu rekabet içerisindeki cinsel sürecin bir anında girdaptan dışarı fırlamış bulunmaktadır. Rekabetin yan ürünleri tekerleğin keşfinden sizin de bir görüşmemizde bana ilettiğiniz gibi medeniyetlerin kurulması gibi bir çok yan ürünü de ortaya çıkarmıştır. Rekabet, erkeği düşünmeye zorlamış ve düşünsel olarak kadından farklılaştırmıştır. Zamanla yaşam koşullarındaki konforun artması, bu uzun cinsel reformun sorgulanmasına yetecek kadar boş vakti de yanında getirmiştir. Unutmamak gerekir ki bu tespitler birer genelleme yerine sizin gibi bu kavramları sorgulayabilen bir zümreye ait bireylerin ruhani irdelemeleridir. İşte sizin gibi birey hem gereğinden fazla boş vakte sahip olmasının hem de atalarının düşünsel DNA'larındaki evriminden kaynaklı olarak "anlamsal kaygılara" düşmektedirler ve bunda da hiç de haksız değildirler. Ancak en başta da belirttiğim gibi bu oyun bize DNA'larımız tarafından oynanmamaktadır; bu cinsel evrim sürecinin önce DNA'larımıza (erkeklerin DNA'ları) ve dolayısla da bize oynadığı bir oyundur. Bu cinsel evrim sürecinin en önemli etmeni de kadın kısmıdır.
Bundan dolayı değil midir ki iki milyar yıldır yaşamını hemen hemen aynı şartlarda sürdüren bir tek eşeyli terliksi hayvan DNA'sına rağmen bu tarz oyunlara maruz kalmadan kendi ürettiği etil alkol ile çakır keyif olurken, zat-ı aliniz dört biranın içerdiği metil alkol ile sinir sisteminizi yavaşlatıp gizil çocuklarınızın müstakbel annesi olmaya aday olabilecek kadar simetrik ve sağlıklı iki göz görüp, bütün bu "anlam" arama sorgularının yerini iç salgı bezlerinden kana geçen ve organların işlemesini düzenleyen fizyolojik etkili maddelerle doldurmayı umarsınız.
28 Şubat 2008 Perşembe
27 Şubat 2008 Çarşamba
sayın hocam
Görüyorum ki güzel başlıkla bir blog açmışsınız; şüphe yok ki aydın, münevver bir kişisiniz. Size uzun zamandır kafamı kurcalayan bir soru yöneltmek isterim; inanıyorum ki yanıtı sizdedir... Hepimiz DNA'larımızın bizlere oynadığı bir oyun değil miyiz? Demem odur ki, "anlam" arayan biz zat-ı acezenin dönüp dolaşıp varacağı yegane sonuç bu mudur, yoksa sizin bilip de biz naçizane ölümlülerden sakladığınız bir sır var mıdır?
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)